Ana sayfa Makaleler Açıklanması Güç Olaylar!

Açıklanması Güç Olaylar!

0
PAYLAŞ
Evrenin bir çok yerinde açıklanamayan olaylar oluyor.  Meraklı ,  araştırmayı seven arkadaşlarımız için sizlere bu konuların birkaçını derledik. Belki sizler bu olaylara bir ışık tutup gerçeği ortaya çıkarırsınız.

 

 

Tutankamonun Laneti

Mısır Hanedanı’nın 18. firavunu olan Tutankamon aslında Mısır tarihindeki önemli hükümdarlardan biri değildir ve 19 yaşında aniden hayatını kaybetmiştir. Onu bu kadar ünlü yapan 1922 yılında Krallar Vadisi’ndeki mezarlığının keşfedilmesidir.

Tutankamon’u mezarı keşfedildiğinde mezar hiç soyulmamış ve hazinesi yerli yerinde duruyordu. Bu Tutankamon’u diğer firavunlardan ayıran önemli özelliklerinden birisiydi fakat en önemlisi değildi. Çünkü en önemli özelliği mezarının açılmasıyla birlikte ortaya çıkan lanet dedikodularıydı.

 

İngiliz arkeolog Howard Carter 1 Kasım 1922 günü Krallar Vadisi’nde hiç kazılmamış bir alan keşfeder ve şaşırtıcı bir şekilde bunun bir giriş olduğunu fark eder. 26 Kasım’da kızı Lady Evelyn ile birlikte içeri girmeyi başaran Carter, gördüklerine inanamaz. Mezar Mısır firavunu Tutankamon’a aittir ve firavunun mumyasının olduğu altın sandukanın yanında paha biçilmez hazineler durmaktadır.

Bu keşifle birlikte esrarengiz olaylar da birbirini seyretmeye başladı.

1) Carter’ın çok sevdiği, uğurlu kanaryası nereden geldiği belli olmayan bir kobra yılanı tarafından yendi. Kobra yılanı Mısır hükümdarlarının simgesi olarak kabul edilir.

2) Mezarlığın bulunmasından birkaç hafta sonra kazıların finansal desteğini sağlayan İngiliz Lordu Carnavron’un sağlık durumu kötüye gitmeye başladı. Kan zehirlenmesi olduğu açıklanan Lord kısa bir süre sonra vefat etti. Eş zamanlı olarak Lord’un köpeği Susie’nin de ulumaya başladığı ve öldüğü söylendi. Lord’un ölümüyle birlikte lanet dedikoduları da şiddetlendi.

Bu dedikoduların en temel dayanağı ise Firavun’un mezarındaki hiyeroglif yazısıydı. Yazı şöyle diyordu:

”Firavunun mezarına her kim dokunursa ölümün kanatları onu saracaktır.”

3) Amerikalı milyarder George Jay Gould, mezarı ziyaret etti ve aynı gün aniden ateşlenerek öldü.

4) A. C. Mace, Arkeolog Carter’ın yardımcılarından birisiydi. Ateş nöbetlerine tutulunca işi bıraktı ve 1928’de öldü.

5) Richard Bethell ise Arkeolog Carter’in bir diğer yardımcısıydı ve 45 yaşında kan dolaşımı yetersizliğinden öldü.

6) Radyolojist Archibald Reid, Tutankamon’un kaç yaşında olduğunu bulmak için X ışınları ile mumyada incelemeler yapıyordu. İngiltere’ye döndükten kısa bir süre sonra öldü.

7) Lord Carnavron’un arkadaşı da cenazeye katılmak için geldiği Mısır’da, firavunun mezarını görmeye gitti ve 12 saat sonra yüksek ateşten öldü.

Bu ölümlerin ardından mezarlarda zehir üreten bir tür bakterinin olabileceği iddia edildi ancak bu hiç bir zaman kanıtlanamadı.

 

DYATLOV GEÇİDİ

 

Dyatlov Geçidi vakası ya da Dyatlov Geçidi kazası, 9 kayakçının Ural Dağları’nda tahminen 2 Şubat 1959 gecesindeki gizemli ölümlerini belirtmek için kullanılıyor. Olay, Kholat Syakhl dağının doğusunda bulunan ve bu olayın ardından grubun lideri olan Igor Alekseievich Dyatlov’un soyadını alan Dyatlov Geçidi’nde gerçekleşti.

12 Şubat’ta en yakın şehre haber vermeleri gereken kayakçılardan haber alınamaması üzerine arama kurtarma çalışmaları yapılmış ve ilk olarak olaydan 24 gün sonra, yani 26 Şubat günü kayakçıların çadırı bulunmuştu. Yapılan incelemede, kayakçıların olay gecesi bilinmeyen bir nedenden dolayı çadırlarını içeriden yırtarak eksi 30 derece soğukta ve ağır kar yağışında yalın ayak çadırı terk ettikleri saptanmıştı. İlerleyen günlerde bulunan cesetlerden ikisinin üzerlerinde sadece iç çamaşırları olduğu halde kaçtığı, kayakçıların hiç birinin botlarını giymedikleri anlaşıldı.

Bulunan cesetlerden ikisinin kafatasında; diğer iki tanesinin ise kaburgalarında kırıklar bulunmuş olmasına rağmen yapılan incelemelerde hiçbir darbeye ya da şiddete maruz kalmadıkları tespit edildi. Kayakçılar arasında yer alan Lyudmila Alexandrovna Dubinina’nın ise dilinin, gözlerinin ve dudaklarının olmadığı ortaya çıktı. Ancak olayın bir diğer ilginç yanı ise, olay yerinde kayakçılardan başka kimsenin ayak izine rastlanmamasıydı.

ÖLÜMLERDEKİ GİZEM ÇÖZÜLEMEYİNCE YERİNİ KOMPLO TEORİLERİNE BIRAKTI

Olayın hemen ardından Rus makamları inceleme başlatsa da cesetler üzerinde yapılan otopsi işlemlerinde net bir sonuca ulaşılamadı. Adlî tıp uzmanları, beş cesedin hipothermi ile (yani soğuk etkisi ile donarak) öldüğünü açıkladı. Ancak dosya, ölüm sebeplerine “zorlu doğal güç” yazılarak çözülmeden gizli bir şekilde rafa kaldırıldı. Gizemi çözülemeden dosya rafa kaldırılınca, gerisinde birçok komplo teorisini bıraktı.

Grubun son kamp yerinin, Baykonur Uzay Üssü (R-7 roket testinin yapıldığı alan) ile Novaya Zemlya’nın (Sovyet Rusya’nın nükleer araştırmalar yaptığı yer) arasında kurulu olması, gizli silah testleri yapıldığına dair komploların ortaya atılmasına neden oldu.

Bölgede yaşayan yerel Mansi halklarının saldırısına uğramış olabilecekleri iddia edildi. Bazı bilimadamları hipotermiden ölen kişilerde, yanma hissi duyduklarından dolayı “paradoksik soyunma” vakasına rastlandığını açıkladı. Bazı araştırmacılar, çığ düşmüş olabileceği ve kayakçıların çığdan kaçmak için o şekilde çadırı terk etmiş olabilecekleri tezini ortaya attı. Bölgede kızılötesi sesle duyulduğu veya Rus ordusunun paraşüt mayın bombaları test ettiği iddiaları da komplo teorileri arasında yer aldı.

 

Tamam Shud

 

1 Aralık 1948’de saat 06:30’da Avusturalya’nın Somerton sahilinde havanın çok sıcak olmasına rağmen üzerinde kalın kıyafetler olan 40-45 yaşlarında bir ceset bulunuyor.

Üzerinde kimlik bulunmayan ceset, otopsiye götürüldüğünde diş izlerinin kayıtı olmadığı ortaya çıkıyor. Otopsi raporu sonucunda ciğerleri ve kalbi tıkanmış, dalağının da normalden üç kat daha büyük olduğu ortaya çıkıyor.

Otopsi sonucunda zehirlenerek öldüğüne kanaat getiriliyor. Ancak zehirlenmenin iki ana işareti olan, ”kasılma” ve ”kusma” bulunamıyor. Otopsiyi yapan doktor da cesedin ayakkabılarının bütün gün Glenelg bölgesindee donan birine göre fazlasıyla temiz olduğunu söylemesiyle, cesedin öldükten sonra sahile getirildiği şüphesi ortaya çıkıyor.

 

Otopsi sırasında cesetin üzerindeki giyside gizli bir cep bulunuyor. Bu cepte, üzerinde “tamam shud” yazılı bir kağıt çıkıyor. Bu deyiş, “bitti”, “tamamlandı” anlamına gelen, Ömer Hayyam’ın “Rübailer” isimli şiir kitabının son sayfasında kullanılan bir cümle olması dikkat çekiyor. Polis, bu kitabın bütün kopyalarını aramaya başlıyor. Kağıdın fotoğrafı, gazetelerde yayınlanıyor.

 

Gazetedeki haberler etkili oluyor. Haberi görüp gelen bir adam, “Otomobilini 30 Kasım’da Glenelg’de kapıları kilitsiz halde park ettiğini, geri geldiğinde bu kitabın ilk baskılarından birini arabasının arka koltuğunda bulduğunu polise bildiriyor. Adamın kitabındaki son sayfada “tamam shud” kelimeleri eksik olduğu görülüyor. Araştırmalar, kağıdın bu kitaptan yırtıldığını doğruluyor. Kitabın arkasında büyük harflerle şöyle yazıyor:

WRGOABABD (İlk harfin tam olarak m ya da w olup olmadığı anlaşılamamış)

MLIAOI (Üstü çizili ve son harfin i ya da l olup olmadığı anlaşılamamış)

WTBIMPANETP

MLIABOAIAQC

ITTMTSAMSTGAB

 

 

Kod, ilk önce rastgele yazılmış harfler olarak adlandırılıyor. Daha sonra böyle olmadığı ortaya çıkıyor. Kodu çözmeye en yakın girişime göre harfler rast gele dizilmediği ortaya çıkıyor. Kitabın arkasındaki bu yazılarla ilgili üstteki resimde olduğu gibi birçok teori üretilmiş. Bu teorilerden biri de Ömer Hayyam’ın bir rübaisin de gizlenmiş bir şifre/kod olduğu yönünde. O rübai, şöyle:

“For in and out, above, about, below,
Tis nothing but a Magic Shadow-show,
Play’d in a Box whose Candle is the Sun,
Round which we Phantom Figures come and go.”

Türkçe çevirisi :

İçeri ve dışarı , yukarı  aşağı

Bu bir sihirli gölge gösterisi dışında hiç bir şey

Mumdan Güneş olan bir Kutuda oynayın

Hayal Altındaki rakamlar Gelip Gidiyoruz

 

Üstelik bu, herhangi bir rubai olmadığı, karışık bir çeviri ve çok nadir rastlanan bir çeşit olduğu anlaşılıyor.

 

Kitabın arkasında cesedin bulunduğu sahile yürüme mesafesinde yaşayan bir hemşireye ait telefon numarası bulunuyor. Hemşire, 2. Dünya Savaşı sırasında Sydney’de çalışırken bu kitaplardan birine sahip olduğunu, Alfred Boxall isimli Avustralyalı bir teğmene verdiğini söylüyor. Kısa bir süre sonra Alfred, elinde Ömer Hayyam’ın “Rübailer” şiir kitabı ve “tamam shud” kısmı yırtılmamış olarak bulunuyor.

Olaydan 45 gün kadar sonra, Adelaide istasyonunda bir kahverengi çanta bulunuyor. Çantada kırmızı ekoseli ceket, terlik, ip, iç çamaşırı vb. günlük eşyanın yanı sıra tornavida, fırça, ufaltılmış bıçak, makaslar bulunuyor.Çantada cesedin ceplerindeki dikişlerde kullanılan ipliğin aynısı olduğu anlaşılıyor. Polis, cesedin üzerinde ki giyisilerde etiket olmamasına rağmen bir kravatta “T. Keane”, çamaşır çantasında “Keane” ve bir atlette “Keane” ismini ve bazı kuru temizlemeci kayıtlarını (rakamlar) buluyor. 

T. Keane isminde kayıp biri olduğuna dair başarısızlıkla sonuçlanan araştırmalar yapılıyor. Zaten çantadaki bazı dikiş türlerinin sadece Amerika’da kullanılmasından dolayı adamın Amerika’dan geldiğini düşünülüyordu.

Şu an ise “Tamam shud” (Bitti, tamamlandı!) notunun bir çeşit intihar notu olduğuna inananlar var. Fakat bu mesaj da, dava da çözülemedi.Tüm bunların sonrasında polisin oluşturabildiği senaryo ise ancak şöyleydi: Bu adamın gece aşırı Melbourne – Sydney – Port Augusta üçlüsünden birinden trenle geldiği, halka açık bir hamamda yıkanıp tıraş olduğu, Henley sahili istikametine 10:50’ye bilet aldığı, bir nedenden dolayı o treni kaçırdığı, Glenelg otobüsüne binmeden önce çantasını tren istasyonuna bıraktığı…

WOW SİNYALİ

 

ABD’de 15 Ağustos 1977 tarihinde Ohio Devlet Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma kapsamında 72 saniye süren dar bantlı bir radyo sinyali tespit edildi. Sinyal dünya dışı, hatta güneş sistemi dışından beklenen tüm özelliklere uyuyordu. Bu isimle anılmasının sebebi ise, sinyali tespit eden Dr. Jerry R. Ehman’ın kaydın çıktısındaki izini daire içine alıp yanına şaşkınlığını belirten Wow! ifadesini yazmasıdır. Sinyalin tekrar yakalanması için yapılan çalışmalar bir sonuca ulaşmamış, kaynağı ise hiçbir zaman tespit edilememiştir.

 

Nazca Çizgileri

 

Açıklanması Güç Olaylar!

Peru’da bulunan Nazca bölgesi ününü geniş bölgelere yapılmış ve kaynağı belirsiz çizimlere borçlu. 1920 yılında bir uçak seyahati sırasında fark edilen bölge, ms 200-700 yılları arasında varlığını sürdürdüğü düşünülen bir uygarlığa ev sahipliği yapmış. Nasıl ve ne amaçla yapıldığına dair farklı teoriler bulunan bu çizimler, maymun, lama, ağaç, örümcek, pelikan, yıldız, üçgen farklı desenlere sahip ve çok yüksekten bakıldığında anlaşılabilir bir şekilde görünüyor. Sert bir zeminde yer alması ve dünyanın en az yağış alan bölgelerinden birinde olması sebebiyle uzun yıllarca korunmuş. Zamanın imkanlarıyla balon vasıtasıyla yapıldığı, Nazca Çizgileri’nin meydana getirilişine dair en makul teori.